Kötü nefes kalma

MUSTAFANIN TUHAF MACERALARI Yıl 1950 bir Salı sabahı saat 11 civarları bir bakkalın önünde bir kişi bir şey satın alırken arkasından siyahi bir kürt cüzdanı çalıp kaçmaya başladı sonra bunu gören polisler onu kovalamaya başladı onu küçük bir sokakta sıkıştırdılar ve dövmeye başladı sonra arkaların

2020.11.27 14:43 nonononocontent MUSTAFANIN TUHAF MACERALARI Yıl 1950 bir Salı sabahı saat 11 civarları bir bakkalın önünde bir kişi bir şey satın alırken arkasından siyahi bir kürt cüzdanı çalıp kaçmaya başladı sonra bunu gören polisler onu kovalamaya başladı onu küçük bir sokakta sıkıştırdılar ve dövmeye başladı sonra arkaların

MUSTAFANIN TUHAF MACERALARI
Yıl 1950
bir Salı sabahı saat 11 civarları bir bakkalın önünde bir kişi bir şey satın alırken arkasından siyahi bir kürt cüzdanı çalıp kaçmaya başladı sonra bunu gören polisler onu kovalamaya başladı onu küçük bir sokakta sıkıştırdılar ve dövmeye başladı sonra arkalarından cüzdanı çarptığı adam geldi
çocuk benim bir arkadaşım cüzdanımı almasında izin var
polisler ona bakıp adamla dalga geçmeye başladılar bu kürt mü arkadaşın diyi dalga geçmeye başladılar
Bir polis parmağını burnuna okup çıkan sümüğü adamın üstüne sürmeyi denerken adam parmağını tutup parmağını kırdı diğer polis silah çekip
hareket etme vururum dedikten sonra
adam aldığı kolaya tuhaf bir enerji vererek kapağı adamın parmağına attı bunun sonucunda adamın parmağı kırıldı ve adam kolasından içmeye başladı
kürt e baktı ve dediki benim adım mustafa senin adın ne
kürt ona bakıp benim adım Yusuf dedi mustafa ona bakıp benimle gez dedi buralarda ırkçılık fazla dedi ve bu ikisi yürümeye başladılar konuşmaya başladılar zaman geçti saat 22 oldu teyzesi onu bir restoranda bekliyordu mustafa Yusuf la beraber gittiler teyzesiyle görüşmelei güzeldi restoran sahibi Yusuf u görünce çıkmalarını istedi mustafa karşı koyunca kavga çıktı adam mustafa o muşta işine yaramaz dedi ondan sonra adam cebine uzatırken mustafa bir sonraki sözün muştalar biliyosun oldu adam muştaları nasıl biliyosun dedi ondan sonra adam şaşkınlığından olduğu yerde kaldı bunu açık olarak gören mustafa adama insna üstü dewrecede bir güçle yumruk attı ordan çıktıktan sonra başka bir restorana karar verme kararı aldılar fakat arkadan mustafanın tanıdıüı bir adam geldi Mehmet o küçükken ona yardım eden biriydi mustafanın en korktuğu şey olmuş olabilirmiydi mustafanın ailesinin vampirlerle ilgili uzun bir geçmişi vardı Mehmet e baktı ve konuşmaya başladı hiçbir şey olmamış gibi taki mehmte kemal in nerde olduğunu sorana kadar kemal mustafanın ailesine vampir zamanlarında maddi yardım eden biriydi bu sorunun üstüne Mehmet bilmediğini söyledi ve bundan emin olan mustafa cebinden bir makinalı tüfek çıkardı ve mehmete sıkmaya başladı fakat Mehmet BİR VAMPİRDİ mustafaya baktı ve dediki
SENİN GÜÇLERİN BÜYÜMEDEN SENİ ÖLDÜRÜRSEM VAMPİR LORDU OLABİLİRİM
mustafa ona bakıp yaklamşmaya başladı ve bir bomba attı ardından ceketini de ardından attı
Mehmet ilk bombayı arkasına attı fakat bir seslker duydu sonra fakettiki ceketin üstünde birçok bomba var ve ilk bombaya balı ipler ilk cekettiki bombaların pinini çekmiştive ceket üstüne dolanmıştı bombalar patladı ve Mehmetin parçalrı restoranın dört bir yanına gitmişti fakat sonra parçaları tekrar birleşmeye başladı mustarfa bir bardak aldı ve Yusuf a bakıp 2 cümle kurdu
bu adamı yenmenin tek bir yolu var TABANLARI YAĞLA
ve mustafa ve Yusuf kaçmaya başladı Yusuf
neden kaçıyoruz diye bağırdı ve mustafa dediki
güneş gelene kadar hayatta kalmalıyız fakat önlerindeki köpriye bakınca ggözlerine inanamadı
MEHMET ELLERİNDE BİR KIZLA mustafayı bekliyordu mustafanın nefes seslerini duydu ve mustafa dediki
ya burda kaçarsın yada bu kızın hayatını kurtarırsın kaçarsan sende zaten günateşi mantrası yok demektir
bunu duyan mustafa sinirlenip bir hayvan gibi yeri yumruklamaya başladı ve Mehmet e hücum etti Mehmet elindeki kadını yere attı ondan sonra ona tam hücum eden mehmete gözlerinden basıçlı kan fışkırttı Joseph bunun vampirlerin kulabileceği bir hareket olduğunu bildiğinden dolayı bardağa günateşi mantrası yoğunlaştırıp kanı deflekte etti ve diğerini koluna geldi mehmetin kafası delinmişti Mehmet ona baktı ve son kozum diye bağırdı günateşi mantrası kulanmaya başladı fakat günateşi mantrası onu yakmaya başladı vücudu erimeye başladı o sürede mustafaaya bakıp tek bir şöyledi amcan ermeniler tarafından kaçırıldı bunu duyan mustafa NE NASIL diye bağırırken mehmetin son sözleri ermeni sığnağının yeriydi
günlerden Cuma mustafa Ermenistan topraklarında sığınağa doğru yol alıyor aklından tek geçen şey ermeniler neden amcasını kaçırırdıki buna anlam veremeyen mustafa 100 metre kara gözlemleme yapmaya başladı 2 tane koruma vardı yakın bir aklına bir plan geldi yerde gördüğü iki tane taşı göğüs kısmına koyup kendisini kadın gibi gösterdi şaşıran askerler ne oluyor diye yaklaştığı anda 2 askeri güneş mantrası kulanarak bayılttı. Sonra içeriye girmeye başladı içeriye girdiğinde amcası ve bir tuhaf görünen asker çok tuhaf bir adama bakıyorlardı. Adamı gören Mustafa amcasına baktı onun güvende olduğunu anladı ve tuhaf duran adama bakıp yakınına yürüdü . Yüzüne yaklaştı . Elini kaldırdı . Parmağı ile yüzüne dokundu ve ondan sonra adamla dalga geçmeye başladı . diğerlerinden tuhaf görünen ermeni askerine baktı ve adını sordu adam söyleyecekken tuhaf varlık konuşmaya başladı. Adım Santana dedi ve yürümeye başladı önünde duran bir askerin içinden geçti ve yürümeye devam etti .Bunun güçlü bir vampir olabileceğini düşünen Mustafa santanayı durdurmalıydı . güneş ateşi mantrasını bacağına yoğunlaştırdı ve tekme attı .santana olduğu yerde Mustafaya baktı eliinin tersiyle Mustafaya vurdu . Mustafa kapıya doğru uçtu .Santana ermeni komutanına baktı .ona yürüdü ve ermeni komutanının içine girdi. Komutan kendisini kontrol edemiyordu komutan kapıya doğru yürütüyordu komutan ne kadar direnmeye çalışsada işe yaramıyordu oda son çaresini kullandı
Cebindeki bombaya tüm gücüyle uzandı ve bombayı alamasada fitili çekmeyi başarmıştı patlamadan dolayı aşırı yaralanmıştı fakat Santana zor olsada hala vücudundaydı fakat artık görünebiliyordu . Mustafa tüm gücüyle hücum etti ve Santanayı kapıdan dışarı çıkardı fakat farketmediği şey Santana ona bağlanmıştı güneş ten etkilenmiyordu ama Mustafayı yiyip biteremiyorduda Mustafa mantrasını o kadar süre tutamazdı oda koşmaya başladı. Santana Mustafayı bir şekilde durdurmalıydı çünkü eğer güneşte o çok kalırsa o da yanardı . mustafa koşarken üstü kapalı bir kuyuya yaklaştı . Bunu fırsat gören Santana Mustafaya vurdu ikiside kuyuya düşmeye başladı. Santana bağırmaya başlayacakken Mustafa dediki
-BİR SONRAKİ SÖZÜN SENİ SÖMÜRECEM
-SENİ SÖMÜRECEM
Saşıran Santana bir anlık duraksamasından sonra Mustafanın arkasındaki şeyi gördü ışık güneş ışığı ve o an fark etti Santana Mustafaya vururken Mustafa kuyunun üstünü kırmıştı yukardan gelen ışık suya yansıyordu hem yukardan hem de aşağıdan ışıkla yüz yüze gelen Santana yanmaya başlamıştı Mustafa yanmadan önce suya düştü
Kendisine geldiği gibi kuyudan tırmanarak çıktı ve amcasına baktı amcası iyidi . nazi askeri de ölmemişti fakat aşırı yaralıydı . amcasına baktı ve nasıl buraya kaçırıldığını sordu . amcası ona bulduğu şeyleri anlatmaya başladı
Geçmiş zamandan kalma 3 tane vampir ötesi varlık güçleri normal vampiri geçen nerdeyse ölümsüz hayvanlar bunu duyan Mustafa onları yenebileceğini düşünüyordu bunun üzerine nerde olduklarını sordu amcası bunu Mustafa söylerken bir şeyi daha söyledi orda ermeni askerleride orda birde aile arkadaşımız Kandemirlerin son çoçuğuda orda olacak
Mustafa oraya vardığında bütün askerler öldürülmüştü ve 3 vampir orda havalı bir şekilde duruyordu.
Kandemirlerin son çocuğu orda dizlerinin üstünde yaralı bir şekilde bekliyordu Mustafa yaklaşmaya başladı . İçlerinden bir vampir aralarından çıktı ve Mustafaya karşı yaklaştı Mustafa cebinden 2 çelik top çıkardı ikisi tek bir ipe bağlı Günateşimantrası yoğunlaştırıp vampir e doğru attı vampir bakıp dediki
- O kadar güçsüz bir atışı bana tuturman zor
Derken Mustafanın attığı toplar geri gelip vampir i vurdu.Vampir Mustafaya baktı
- Fazla güçsüzsün çalışıp tekrar gel ve bu işi bitirelim
Mustafaya yaklaşıp onun kalbine bir yüzük koydu ve antidotunu mustafaya gösterdi arkadaki bir vampir bende dövüşmek istiyorum dedi ve kendi yüzüğünüde koydu .İlk koyan vampir
-Bu yüzükler önümüzdeki 2 ay içerisinde toksinlerini yayacak ya yeteri kadar güçlenirsin ya da ölürsün.
Vampirler gitmeye başladı
Mustafa artık bu durumun ciddiyetini kapsamaya başlamıştı etrafına bakında Kandemirlerin çocuğunun kollarında yaşlı bir adamı tuttuğunu fark etti . ağlamaklı yüzüyle bakıyordu .Mustafaya baktı ve dediki
-Benimle geliyorsun bu hayvan bozması varlıkları yenmek için seni çalıştıracak kişiyi biliyorum
Mustafa ne olduğunu anlamasada kabul eder
Günlerden Pazar
Yer karadağa
Mustafa Kandemirlerin çocuğunun ismini sonunda öğrenmişti ismi Ömerdi. Ömer başına buyruk biri olsada iyi biriydi ömer in önderliğinde karadağa gitmişlerdi çünkü ustası karadağdaydı ustası
Ömer ile birlikte şuanlık bir kafede oturuyorlardı bir zaman sonra ustaları geldi aşırı genç görünüyordu uzun siyah saçlı 1.80 boyunda biriydi.Ömer onu tanıyormuş gibi görünüyordu .Mustafa direk konuya girdi benim güneşateşi mantramı geliştirmem gerekiyor . Kadın ona baktı ve dedi ki
Geliştirmek o kadar kolay bir şey deil ölme ihtimalin bile var
- Zaten hayata kalmam gelişimime bağlı dedi
- Kadında peki ama uyarmadım deme dedi
Ömer ve Mustafayı yanına alıp bir dağın uç yamaçlarına götürdü dağın içeresine geçtikten sonra bazı şeyleri anlatmaya başladı
- Güneşateşi mantrası nefes almaya bağlıdır ne kadar uzun süre tutarsanız o kadar güçlü olur
Diyip 2 maske verdi
- Bu maskeler nefes almanızı zorlaştıracak orda dev bir sütun var normal yollarla tırmanılması haftalar alıyor siz mantranızı kulanıp düz bir şekilde tırmanıcaksınız
Kadın Bir anda hızlı bir şekilde koşmaya başlayıp en tepeye çıktı .
- Ha bide aşağası zehirli yani maskeleri çıkarmayın
Mustafa maskeyi takıp düz duvara tırmanmaya başladı ömer de ardından başladı .dakikalar saatlere ,saatler günlere ,günler haftala dönüştü .
Mustafa son nefesiyle yukarı çıkmayı becerdi Ömer de arkasından geldi kadın ikisine baktı ve iyi becerdiniz dedi. Mustafa artık her aldığı nefesi hissediyordu .
Kadın ikisinede bakıp dediki
- Bu daha başlangıç romaya gidiyoruz
Mustafa kabul etti ve romaya gittiler romada 2 tane mantra kullanıcısı ile dövüşmeleri gerekiyordu Mustafa kendisinin dövüşeceği yere gitti
Gittiği yer büyük bir şatoydu şatoya girdiğinde hiç kimse olmadığını fark etti sonra sesler durmaya başladı bu sesler bir insandan geliyor olamazdı sesin geldiği tarafa gittiğinde insan ölüleriyle karşılaştı .Sonra bir ses geldi
- Uzun zaman oldu görüşmeyeli
Bir anda arkasından yüzüğü koyan vampirlerden biri belirdi .Mustafa tepki veremeden saldırdı ve mustafanın kolunu çizdi ve bir anda kayboldu Mustafa ne olduğunu anlayamadan vampiri bulmaya çalıştı . vampirin gittiği yöndeki bir odaya girdi . odada 20 tane ayna vardı . sonra vampir konuşmaya başladı
- Ölmeden önce bir açıklama al . ben yansımalar arasında atlıyabiliyorum
- Bir sonraki sözün neden bana bunları anlatıyorsun
- NEDEN BANA BUNLARI ANLATIYORSUN . NE
- Ne kadar da komik
Vampir aynalardan geçerek Mustafaya saldırmaya başlar
Mustafa ne yapması gerektiğini düşünürken bir şey fark eder vampir ışığın geldiği yöne tam gidebiliyordu yani kendi yönüne karar veremiyordu
Mustafa mantrasını kullanıp bir ışık kaynağı oluşturur vampir gülerek
- Cidden bunu yapabileceğini düşünmediğimi mi sandın
Vampir in geçişleri aynaların yönünü deiştirerek ışığa göre şekil verir Mustafa son bir şey fark eder
- Bir sonraki sözün ÖL ARTIK
- ÖL ARTIK
Mustafa bu aralıktan yararlanıp bir bakır para çıkarır ve vampir in geldiği yöne doğrultur vampir bakırdan gelen yansımayla havaya uçar Mustafa mantrasını kulanarak parayı atar vampir in canı yanmaya başlar ve yere düşer mustafa öldüğünü zanndik gitmeye başlarken vampir ayağala kalkar ve aynaya ışınlanır . Mustafa gülerek
- Bunun sana yetmeyeceğini biliyordum sen düşerken aynalara mantra yoğunlaştırdım . Yanarak ölebilirsin
Vampir acı içinde debelenerek ölür . Mustafa vampirin arta kalanlarından antidotu alır ve içer
Ustasının yanına döndükten sonra artık geri kalan vampirleri avlamaya hazır olduğunu söyler romanın Arenalarına giderler Mustafa tek başına bir bar a gider Orda başka bir vampir gelir Vampir bağırarak
- Sen mi dabuu yu öldürdün
Mustafa aynalardan geçen vampir mi diye düşünmeye başlar . sonra sadece rahatsız etmek için evet der
- Acı çekeceksin
Mustafa dövüşe hazırlanırken arkadan bir figür belirir ermeni subayı geri gelmişti ermeni subayı bağırarak
- SENİ HAYVAN BOZMASI VARLIK
Vampir onun kim olduğunu bilmediği için sakince
- Ölmenden önce git burdan
Ermeni subayı vampir e saldırmaya başlar . Vampir basit bir şekilde yumruk atar fakat ermeni subayı tutmayı becerir
- Sen insan olamazsın diyip
Tekme atar ve ermeniyi ekndisinden uzaklaştırır . ermeni yüzünde deli bir bakışla bağırır
- ERMENİ TEKNLOJİSİ DÜNYANIN EN İYİSİDİR
Vücudunun robot parçalarını göstermeye başlar
- EN SON SİZİN GİBİ MAHLUKATLARLA KARŞILAŞTIĞIMDA NERDEYSE CANIMDAN OLUYORDUM .BU SEFER SİZİN CANINIZ TEHLİKEDE
Karın bölgesinde olan makinalı tüfekle ateş etmeye başlar . vampir sakinleğini koruyarak kolunun yan kısmından bir bıçak çıkarır ve gelen bitip kurşunları keser . gözle algılanamayacak bir hızda ermeninin arkasına geçer . Ermeni parçalara ayrılırken konuşmaya başlar
- Senin dövüştüğün vampir bir dhampir di . Bir melez benim gücümle yarışamaz bile .
Ermeneyi öldğrmeden önce Mustafa bir bira şişesi atar . vampir hızıyla şişeyi ikiye ayırır . Mustafa budan istifade ile çakmak atar barhane yanmaya başlar .Bir anda ateş söner vampir gülmeye başlar
- SEN BENİ İNSANLARLA MI KARŞILAŞTIRIYON . (gülmeye başlar) DABOO HARİÇ SENİN ŞUANA KADAR DÖVÜŞTÜKLERİN YAPILMA VAMPİR HEPSİ BENİM KANIMIN 1 DAMLASIYLA YAPILDI
- YALAN SÖYLÜYORSUN O KADAR GÜÇLÜ OLAMAZSIN VE SEN BİR MAĞARADA TAŞLAŞMIŞTIN
- (vampir kolunu keser ve kolunun içinden bir şey çıkarır ) SANA BİRAZCIK TARİH DERSİ VERİYİM ESKİDEN 2 İNSANIMSI TÜR VARDI .NEANTERDELLER VE HOMOSAPİENSLER .NEANTERDELLER EVRİMDE DAHA FARKLI YOLA GİTTİLER FİZİKSEL OLARAK GÜÇLENDİLER FAKAT APTALDILAR FAKAT BEN ARAŞTIRMA YAPTIM VE KANIMIZIN GÜCÜNÜ ÇÖZDÜM (kolundan maske çıkar ) BU GÖRDÜĞÜN MASKE BENİM 1 DAMLA KANIMDAN OLUŞUYOR . BEN İSE BİR TANRIYIM
- TANRIMI GÜNEŞE ÇIKAMIYORSUN
- (VAMPİR SİNİRLENİR ) GÜNEŞ BENİM LANETİM ANLAMADAĞIM BİR ŞEKİLDE GÜNEŞ BENİ YAKIYOR AMA ONUDA GEÇİCEM BANA TEK GEREKEN ŞEY SAF TAŞ KANI
Güneşin çıkmaya başladığını anlayan vampir
- Bu gün deilmiş
Bir anda kaybolur
Mustafa kafasındaki bin bir soruyla ermeniye bakar ermeni kaybından perişan bir halde sayıklıyor .iyi ölmemiş diyip ustasının yanına döner orda Ömer i de görür ustası Mustafaya ne olduğunu sorar Mustafa ustası bir şey söyleyemeden vampirlere le ilgili araştırma yapmak istediğini söyler ustası bir yer olduğunu söyler yanına Ömer de alıp mezarlığa giderler
Mezarlıkta kend büyük babasının mezarını kazan Mustafa bir kitap bulur kitabı açınca vampirler le alakalı olduğunu anlar giderken başka bir vampir gelir
- O kitabı almanıza izin veremem
Mustafa onun kim olduğunu anlar ilk zehri koyan vampir di o Mustafa dövüşmeye hazırlanırken Ömer bir adım ileri atar
- Sen benim babamı öldürdün acısını çekeceksin
- Tanrı dövüşümü kutsasın
Mustafa vampir ile ömer in dövüşünü ne kadar görmek istesede güvenli bir yere geçip bu kitaba bakması gerekiyordu kitabı okumaya başladıkça soular ıyanıt buldu
Vampirler bütün homsapiensler hariç bütün yaşıyan varlıklarının birleşimiydi o maske kulananı bu varlıkların bir kan damlası kadar gücünü veriyordu ve bunların hepsi yüce lord tepeshden geliyordu
Vampirler güneşe çıkamıyordu çünkü homosapiens kanı olmadan güneş sadece onları yakıyordu bir ten bunun için insan kanı onlara daha tatlı geliyordu
Artık ömerin nasıl gittiğine bakması gerekiyordu Ömer e bakmaya gittiğinde tek görtdüğü şey parçalanmış bir insan vücudu ve bir antidot antidotu kullandıktan sonra ağlamaya başladı gözünden yaşlarını sildikten sonra Ustasının yanına gitti bu haberi duyan ustası sinirlendi ve dediki
- Bu işi bitirmeye gidiyoruz
Vampirlerin nerde olabileceğini bilen ustası onu aroma arenalarına götürür orda iki vampirle karşılaşır
Vampirlerin onurlusu konuşmaya başlar
- Burda bizden başka vampirlerde var onurlu bir şekilde gelin ve duellolala çözelim
Mustafa ve ustası kabul eder Mustafa Ömer i öldürenle dövüşecekken Ustası tepeshle dövüşecekti
Mustafa dövüşler başlamadan önce birkaç şey aldı Mustafaya bir at verildi pekde bir şey anlamasada bindi sonra arenayı gördüğünde olanları anladı bir kolezyumdaydı ve t arabasına karşıydı ortada bir crossbow vardı yarışmaya başladılar Mustafa crossbow u aldı ve ateş etti ok çok kötü bir şekilde ıskaladı ve vampğr mustafaya yetişti Mustafa ne atından dev vampir in atlı arabasına atladı. Vampir kendi saldırısını yapmaya başladı bir anda aşırı güçlü hortumlar vampirin kollarından çıkmaya başladı fakat mustafa her türlü duruma hazırlıklı gelmişti bir ip attı vampirin kollarına ve sıkmaya başladı mantrası kolarını yaktığı gibi vampiri güçsüzleştiriyordu . Mustafa kendi atına atladı ilk tur geçmişti bile . vampir kendi gözlerini söktü ve sadece hava hareketlerinden görmeye başladı ve kafasından hava üflemeye başladı Mustafa nın atı yere devrildi ve Mustafa yere düştü .Vampir işi bitirmek için yaklaştı tam üfleyecekken arkasından ok girip geçti Vampr sonradan fark etti bunlar zaten planlıydı vampir atından alarken Mustafa mantrasıyla vampiri nbacaklarını kopardı artık Vampir hareket edemiyordu .Vampir kopmak üzere olan kolarını Mustafaya attı Mustafa nefes alamıyordu bu yüzden mantra kulanamıyordu Vampir iyi bir dövüştü derken Mustafa bir şişe ve bir bandana attı . Vampir o kadar güçlü hava çekiyorduki ne olduğunu anlayamadı o sırada Mustafa konuşmaya başladı
- Ömer in ölüsünden gücünün havayla ilgili bir şey olduğunu anlamıştım . bundan dolayı saf alkol ve bir çeşit kıyafet getirdim .PATLAMAYA HAZIR OL
Vampir havayla saf alkolün etkileşiminden patlar
- Onurlu bir dövüştü . mekanın cennet olsun vampir orda ölür
Ustasının dövüşüne bakmaya giderken önünü vampirler keser Mustafa önündeki vampirleri öldürerek ustasının dövüş yerine ulaşır ustası yenilmişti Tepesh ustasından bir kristal alır
Maskesini çıkarır ve kristali maskeye takar yüzüne takar fakat hiçbir şey olmaz
Mustafa Tepesh e saldırır tepesh ile dövüşleri sırasında tepesh konuşur
- Beni öldürsen bile alttaki vampirler seni öldürür
- EN AZINDAN SEN OLMAYACAKSIN
İkisi nerdeyse bütün akşam boyunca dövüşürler Mustafa bitkin ir şekilde tepesh e bakar Tepesh üstünlüğü ele geçirecekken tepesh i yakan bir ışık gelir
ERMENİ KOMUTANI BÜTÜN ORDUSUYLA ORDAYDI
Tepesh kristalin ışığa tepki verdiğini anladı Mustafa askerlerin yanına atladı artık tepeshin ölüceğeni düşünürken bide güneş ufukta görününce kazandığını düşünmeye başladı taaki tepesh maskeyi takana kadar . maskeyi takan tepesh parıldamaya başladı vücudu sürekli deişmeye başladı en sonunda işe güneşin önüne çıkmayı becerdi .Mustafa gözlerine inanamıyordu ve kaçmaya başladı
Tepesh arkasındna kanatlar çıkarıp Mustafayı kovalamaya başladı Mustafa Ermenilerin geldiği uçağa bindi ve kaçmayabaşladı Tepesh onu kovalıyordu Tepesh kanatlarındaki tüyleri taşlaştırıp attı taşlaşan tüyler uçağın içinde piranaya döndüler . Tepesh uçağı durdurabileceğini düşündüğü için uçağın önüne geçti .Mustafa hiç durmayıp Tepesh e çarptı ve düşmeye başladılar Mustafa bölgede bir volkan olduğunu biliyordu bundan dolayı uçağı volkana çarptırdı ve batmadan önce uçaktan atladı . öldüğünü düşünerek giderken Tepesh volkanın altından çıkarak Mustafanın koluu keser acıdan kıvranarak koluna bakan mustafa Tepesh e bakar Tepesh hiç olmadığı kadar güçlüydü hayvanların gücünden daha öte bir şeye sahipti hayvanlara dönüşebilme vampir ağzını açtı ve konuşmaya başladı
- Bağırışların kulağıma şarkı gibi geliyor . Acaba ne kadar bağırtabilirim seni
Mustafa Tepesh e tekme atmayı dener Fakat kendi bacağı yanmaya başlar
- Ben de artık nefes alabiliyorum .GÜNEŞ BENİMDE ENERJİ KAYNAĞIM
Vampir işi bitirmek için saldırıken Mustafa cebinden kan kristailini çıkarır .aklında her hangi bir plan yoktu sadece elinde tek olan şeydi . vuruşun etkisiyle kan kristali sıcaklaşmaya başladı ve bir çeşit enerji yolladı bütün volkanı çizdi Tepesh ikinci kez vuramadan dağ üstündeki kara parçasını havaya fırlattı .Bulutları geçmişlerdi bile Tepesh insan üstünü kulanıp ayağa kalktı ve taştan uçarak inmeyi pilanlarken Mustafanın kolan kopu Tepeshin boynuna girdi Tepesh Mustafaya bakarak
- HEPSİ PLANINDI DEİLMİ
- EVET SENİ İNSAN BOZMASI VARLIK HEPSİ EN BAŞINDAN BERİ BENİM PLANIMDI
Mustafanın bunu söylemesindeki tek sebeb Tepesh i rahatsız etmek ti
Sonradan çıkan buhar ve kayaların etkisiyle Tepesh statosfer den çıkıp uzaya vardı uzayda hayatta kablabilse bile donmaya başladı hareket edemez oldu ve düşünmeyi bıraktı
Mustafa ise bütün vücudunu taş a verdi ve içinden geçirmeye başladı karşılaştığı kişiler yaşayacaktı
3 ay geçti Mustafanın cenazesi yapılmaya başlandı herkez ordaydı siyahi kürt . ustası. Ermeni komutan . Ömerin çalışma arkadaşı . teyzesi
Sonra arkadan bir figür berildi
- Mustafa 1932- 1950 BEN ÖLDÜM MÜ
Herkez arkasına baktı ve Mustafayı gördüler
Sonra mustafa olanları anlatmaya başladı düştüğü kayada bir balıkçı grubu tarafından kurtarılmıştı . eşim telgraf atması gerekiyor
Herkes EŞİNMİ VAR diye çıkıştılar
Hastanede tanışmışlardı .Mustafa eşine baktı ve telgraf atman gerekiyordu iye bağırdı .
Eşi unuttum dedi Mustafa yeni mekanik kolunu oynatarak Eşini kovalamya başladı eşini yakalayınca burnuna dokundu
SON
submitted by nonononocontent to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.23 03:29 karanotlar Max Stirner ve Varoluşçuluk à la Jean-Paul Sartre – H. İbrahim Türkdoğan

Max Stirner ve Varoluşçuluk à la Jean-Paul Sartre – H. İbrahim Türkdoğan
https://preview.redd.it/ty8034wl2f051.jpg?width=1000&format=pjpg&auto=webp&s=0ec4d135ff323a4198fa9ff6079711fd180f2033
“Bütün insanlar sıkıcıdır.”
– Kierkegaard-
Giriş
Yüzyıllar boyunca insan düşüncesinde insanın dünyadaki varoluşu ve özü bağlamında Hiç’ten korkma duygusu yuvalanmış ve çekilmeyecek bir duruma gelmiştir: bir felakete yakalandığımız duygusu Batı dünyasında insan varlığının ikilemini her gün arttırıyor. Ve her gün üzerine yeniden düşünülen “insanın ne olduğu” ebedi sorusu, insanların kısır döngüden çıkma fırsatını elinden alıyor. Filozoflar, düşünürler, yazarlar ezelden beri insanların birlikte yaşama ilkeleri üzerine düşünürlerken, her çöküşten sonra yeni bir “ilkesel” değişimi savunurlar. Korkunun, anlamın, hiçliğin ve “anlamsız bir evrende” yalnız kalma umutsuzluğunun özelliklerini inceliyor ve neticede “dünyaya atılmışlık”ta (Heidegger) “her şeyin saçma, yaşamanın ve kendini öldürmenin anlamsız olduğu” bir çöküş duygusuna tanık olmaktadırlar.
İnsan konusunda köklü bir analizde bulunan Stirner, onu doldurulması gereken boş bir kap olarak algılamaz; Stirner’e göre insan doğası gereği tamamlanmış ve yaratıcı bir varlıktır ve hiçbir buyruk ya da emir olmaksızın kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek bir “İnsan kavramı” değildir, çünkü Stirner her insanın bir ötekinden farklı olduğundan yola çıktığı için, her insanın kendine göre kendini geliştirebileceğini ileri sürer.
Bununla birlikte Batı felsefesi tarihinde çeşitli felsefesel düşünce ve akımlar gelişmiştir, bunlardan biri de varoluş felsefesi ve onun aktif siyasal oluşumu varoluşçuluktur. Her ikisi de insanın aktüel durumunu varoluşun öz’den yabancılaşması olarak algılar. Varoluşumuz ve özümüz birbirinden kopmuş, ikiye ayrılmış ve birbirine yabancılaşmıştır. Bu konuda Sören Kierkegaard, Martin Heidegger, Gabriel Marcel, Karl Jaspers ve Jean-Paul Sartre gibi birçok filozof kendi felsefesel düşüncelerini yapılandırmışlardır. Her biri bilimsel ya da dinsel bir sistemin kuramını hazırlayıp insanlığa sunmuştur. Kierkegaard ve Jaspers dinsel bir varoluşçuluk taslağı çizerken, Heidegger ve Sartre bunun ateist şeklini geliştirmişlerdir. Sonuç olarak Sartre, Heidegger’in gizemsel Varlık kavramından uzaklaşıp sadece İnsan’ı merkeze alarak kendi felsefesine “hümanist” demiştir. Tüm bu dinsel, bilimsel ve öteki kuramlarla çok daha önce Max Stirner ilgilenmiş ve Sartre ve Heidegger öncesinde insanın “dünyaya atılmışlığını” farklı kavramlarla dile getirmiştir ve bu düşünceden yola çıkarak da Kendi-olma (Eigenheit) ve Biricik “kavramını” yapılandırmıştır.
Stirner ve Çağdaşları
Stirner dönemi filozoflar (Hegel, Marx, Feuerbach, Proudhon vb.) Tanrı’yı öte dünyadan bu dünyaya taşıyıp yeni nominalarla taçlandırırlarken, Stirner, başyapıtında (Biricik ve Mülkiyeti, 1844) tek tümceyle tüm felsefesel, sosyolojik ve dinsel tanrılara meydan okur: “Hiçbir şey Benden üstün değildir”. Bununla tüm fantazmaları (tanrıları, putları, nominaları) silip süpürüp yerine Ben’i koymuştur. Neredeyse dönemin tüm filozofları tamamlanmış düşünce sistemleri sunmaktaydı; Stirner her bir sistemde yeni bir efendi görür, dolayısıyla her birini saplantı (fixe Idee) olarak adlandırır. Bu saplantılı düşünce sistemleri Feuerbach’ta tanrılaştırılan İnsan, Marx’ta sosyalizm, Hegel’de devlet ideolojisi, Proudhon’da Töre, Fichte’de mutlak Ben’dir vb. Birer üstben ürünü olan tüm bu ideolojileri hayaletler olarak betimleyen Stirner, filozofların İnsan’ı Tanrı’nın elinden alıp farklı tanrıların kucağına koymakla yeni bir şey yapmadıklarını, sadece eskiyi yeni adlarla devam ettirdiklerini ileri sürer ve tüm tanrılarla birlikte, diğer filozofların tersine, tanrı-hizmetçilerini de ateşe atar. (Bu güçlü alevler daha sonra Nietzsche’ye de ulaşacaktı, ve Nietzsche Tanrı’nın öldüğünü “müjdeleyecek” kadar cesaret gösterecekse de yeni bir Tanrı’ya, “Üstinsan”a, boyun eğecekti.)
Stirner ve Sartre
1) Varoluş ve Kendi-olan
İnsan konusunda köklü bir analizde bulunan Stirner, onu doldurulması gereken boş bir kap olarak algılamaz; Stirner’e göre insan doğası gereği tamamlanmış ve yaratıcı bir varlıktır ve hiçbir buyruk ya da emir olmaksızın kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek bir “İnsan kavramı” değildir, çünkü Stirner her insanın bir ötekinden farklı olduğundan yola çıktığı için, her insanın kendine göre kendini geliştirebileceğini ileri sürer. Tam olarak: Tek tek insanlardan yola çıkar. Sartre’ın “otantik” dediği düşünce Stirner’in “Kendi-olma” düşüncesine yakındır. Sartre’ın ilkesi: “Varoluş özden önce gelir.”[1] Stirner: “Elbette duyularım olmaksızın düşünemem. Ne var ki düşünebilmek ve duyumsamak için, yani soyut ve duyusal için, her şeyden önce Bana gereksinimim vardır, hem de şu çok bariz olana, Biricik’e. […] Düşünmemin öncesinde – Ben – varım.”[2] Demek ki: Düşünmenin sahibi benim ve düşünme benim mülkiyetimdir. Sartre’ın bazı felsefesel kavramları Stirner’in felsefesiyle belirli bir noktaya kadar örtüşüyor. Aşağıda buna açıklık getireceğim.
İlk tümce Stirner’in felsefesiyle kısmen örtüşür. Stirner: “Kendi-olan kökeninde özgürdür.” Buradaki köken sözcüğü Kendi-olanın doğrudan doğasını kasteder. Bütün insanlar Kendi-olan ise, o zaman bütün insanlar özgürlüğe mahkumdur.
Sartre’ın “Bulantı”adlı romanını Stirner’in felsefesini temel alarak incelerken, öteki eserlerini de göz önünde bulunduracağım. Stirner, Batı felsefesinde Kinikçilerden sonra yabancılaşma kavramını kapsamlı bir şekilde araştıran ve gün ışığına çıkaran ilk filozoftur. Proudhon ve Marx’tan da önce.
“Bulantı”nın protagonisti Antoine Roquentin için yaşam anlamını tamamen yitirir. Yaşamanın bir anlamı olmadığı gibi özkıyımın da bir anlamı kalmaz. Şeylere ve insanlara duyduğu tiksintinin köküne inmeye çalışır Roquentin.
Stirner’e göre birey, içselleştirdiği dış dünyanın değerlerinden, örneğin toplumsal değerlerden arınırsa, arı ve ona özgü bir Ben’e sahip olabilir. “Bulantı”nın protagonisti içselleştirdiği tüm toplumsal değerlerden arınmakla meşguldür. Aslında roman Stirner’in “Meselemi Hiç’e bıraktım” tümcesiyle sonuçlanır; ancak önemli bir farkla: Roquentin genel değerlerden ve varoluşundan kendisinden iğrenirken Hiç’in melankolik dalgasına kapılır, hazzın ve yeniden yaratımın kapıları kapanır üzerine. Hüzünlü bir bakışla varoluşu ve onun insansal gelişimlerini izler. Roquentin’a oranla Stirner’in Biricik’i şenlik dalgaları yansıtır; yıkımını gerçekleştirdiği değerlerin ardından şöyle der: “Sen ey çilekeş Alman halkım – neydi acın, ıstırabın? Canlanamayan bir düşüncenin acısıydı seninkisi, horozların her ötüşünde hiçliğe karışan ve yine de mutluluğun ve kurtuluşun özlemini çeken bir tinsel hayaletin acısıydı. Benim içimde de uzun zamanlar yaşadın ey sevgili – düşünce, ey sevgili – hayalet. […] Kal sağlıcakla ey milyonların rüyası, çocuklarının binyıllık zalim anası kal sağlıcakla! Yarın seni mezara taşıyacaklar, ve çok yakında kardeşlerin, diğer halklar, ardından gelecek. Hepsi sıra sıra mezarlarına indirildiğinde – işte o zaman insanlık âlemi gömülmüş olacaktır. Ve Ben, kendi-olan Ben, onun gülen mirasçısı olacağım![[3]](https://itaatsiz.org/2020/05/07/max-stirner-ve-varolusculuk-a-la-jean-paul-sartre-h-ibrahim-turkdogan/#_edn3)
Bu fark ilkesel bir önem içerir. Melankoli Hıristiyanlığın öteki dünya öğretisinin harabelerinden doğmuş bir psikolojik zedelenmişliktir. Sartre, Roquentin’ı Hiç’in melankolik dalgalarından kurtarmak için, onu daha sonraki eserlerinde yeni tanrılarla tanıştırır. Bu tanrılardan biri “hümanizmdir”, bir başkası da “diyalektik Marksizm”. Sartre’ın otantizm kavramı, “yeni” bir etik üzerinden yaşam ümidi taşır, bu da onu öteki düşünce sistemlerinden farklı kılmaz. Stirner’e göre bu kavramlar da her düşünce sistemi gibi bireyin deforme edilmesi anlamına gelir. Bu nedenle de Stirner yeni bir genel etik kavramı yapılandırmaktan özenle uzak durur.
2) Özgürlük ve Kendi-olma
Sartre’ın özgürlük felsefesini temellendiren ilk tümcesi: “İnsan özgürlüğe mahkumdur.”[4] İkinci tümcesi: “Başkalarının özgürlüğünü amaç edinemediğim sürece kendi özgürlüğümü amaçlayamam.”[5]
Başkalarının özgürlüğünü amaçlayan Sartre’ın özgürlük düşüncesi temelde Kant’a dayanır: “Bir kişinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.” Bu da Herkesin Herkesle savaşıdır; insanın varlığından bu yana gezegenimizin doğal hâli budur
İlk tümce Stirner’in felsefesiyle kısmen örtüşür. Stirner: “Kendi-olan kökeninde özgürdür.” Buradaki köken sözcüğü Kendi-olanın doğrudan doğasını kasteder. Bütün insanlar Kendi-olan ise, o zaman bütün insanlar özgürlüğe mahkumdur. Ancak mesele bu kadar kolay değil. Kendi-olmayı bu kontekste tüm sosyolojik fantazmalardan (kimliklerden) arınmış bireyin varoluşunu anlayabiliriz. Ancak bu durumda her insanın özgür olmadığını söylemek gerekir, çünkü insanların büyük çoğunluğu sosyolojik kimliklerle var olabilmektedirler. Bu nedenle Stirner Kendi-olanı özgür olandan ayırır. Burada ilk ayrım başlar. İkinci ayrım daha da çarpıcıdır. Sartre’ın ikinci tümcesine karşılık olarak Stirner yalnızca Kendini ve kendi özgürlüğünü göz önünde bulundurur. Bununla Herkesin Herkesle savaşını ilân eder. Özgürlük Stirner’de ikincildir. Birincil olan Kendi-olma ve Kendi-olandır: “Kendi-olma Sizi kendinize geri dönmeye davet eder ve der ki: ‘Kendine gel!’ Özgürlüğün himayesi altında birçok şeyden kurtulacaksınız, ancak yeni şeyler size acı verecektir: ‘Kötü olandan kurtuldunuz, ama kötülük kaldı’. Kendi-olan olarak gerçekten Herşey’den kurtulacaksınız ve üzerinize yapışanlar olursa da bu Sizin tercihiniz ve seçiminizdir, sizin keyfinizdir. Kendi-olan özgür doğar, doğuştan özgürdür; Özgür ise, sadece özgürlük müptelasıdır, hayalcidir, hayalperesttir.”
Başkalarının özgürlüğünü amaçlayan Sartre’ın özgürlük düşüncesi temelde Kant’a dayanır: “Bir kişinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.” Bu da Herkesin Herkesle savaşıdır; insanın varlığından bu yana gezegenimizin doğal hâli budur. Tüm toplumsal kuramlar, tüm düşünce sistemleri, tüm sosyolojik ütopyalar bu kaçınılmaz savaşı yenemediği gibi, onun üzerine kurulmuştur. Stirner’e göre filozofların esas yanılgılarından biri tek tek insanları bir İnsan kavramında bütünleştirmeye çalışmalarıdır. Hiçbir filozof yoktur ki bireysel bir felsefe yapılandırabilsin; en bireyselci filozoflar bile genel bir Birey kuramını çizmişlerdir, bireylerin kendisini değil. Bunun, olanaksız olmamakla birlikte, ne kadar zor olduğunu Stirner’in Biricik betimlemesinde görmek mümkün. Özgürlük bağlamında söylenebilecek birkaç şey daha var.
Sartre ile söylemek gerekirse: İnsan öncelikle yalnızca vardır ve kendisini nasıl şekillendirirse, odur. Yani kendisini oluşturduğu şeyden başka bir şey değildir. Stirner’in buna itirazı olmaz. Eğer şu üç olguyu temel alırsak, bireyin onlara göre kendini geliştirebileceğini kaydedebiliriz: Buradalık (dünyaya atılmışlık), sonluluk ve faktisite (olgusallık). Bu şekliyle birey kendini Kendi-olma (Eigenheit) ve olanaklılık (olasılık) olarak algılar. Kendi-olmayı belirleyen olanaklılıktır. Kendime verebileceklerim olanaklarımla sınırlıdır. Olanaklarım özgürlüğümü belirler.
Şimdi, toplumsal hiçbir değer yargıyı olumlamayan Stirner gibi bir filozofla, toplumsalsız yaşamayı düşünemeyen Sartre gibi bir filozof aynı yolda daha uzun birlikte yürüyemezler.
Stirner der ki, eğer Tanrıyı, Zeus’u, kralı vb. tahtından indirme gücüne sahipsem, bunu yapma hakkına da sahibim. Bu tümcede genel ahlaksal hiçbir değer göremeyeiz; ne dinsel ne insansal, ne tanrısal ne metafiziksel bir değer. Ancak tümcede gizli olan bir “ahlak oyunu” vardır. Herkesin Herkesle savaşı! Hiçbir ideoloji doğrudan ve dolayımsız bunu ifade etmez. Her ideoloji her zaman üstü kapalı ve dolayımlı ifade eder. Ve asas olarak da hak ve adalet kavramlarına dayandırır; bu iki kavramı da ahlak çerçevesine alır. Sonuç olarak güçlünün güçsüze karşı savaşının meşrulaştırılması adına bu dolayımlı betimleme insanların tarihsel geleneği haline gelmiştir. Stirner’in farkı; bu oyuna katılmamasıdır; bu oyunu kökten yadsımasıdır. Sözcüğün sözcük anlamıyla karşımıza tüm değerlerden arınmış yalın bir düşünür çıkar. Bu kontekstteMauhtner yerinde bir analizde bulunur: Stirner “dünyaya sığmayacak ve dolayısıyla açlıktan ölecek kadar biricikti; o, politik bir önder değildi, sadece iç dünyasında bir başkaldırandı, çünkü onu insanlarla birleştirecek ortak bir dil bile yoktu.”[6]
Sartre’ın sosyalizmi doğal olarak Ben’lerin ilgisinden uzak töresel bir toplum için düşünülmüş bir kuramdır. Toplumsal düzenle birlikte Herşeyin absürtlüğünü “Bulantı”da tutarlı bir şekilde gün ışığına çıkaran Sartre, daha sonraki eserlerinde (Varoluşçuluk bir Hümanizm midir? / Varlık ve Hiç) insansal özü Marksist bir toplumda yaşayacak olan töresel İnsan olarak adlandıracaktır.
Hiçbir pedagojik buyruk Stirner’de onurlandırılmaz; her biri ona göre bir bahane ve şaklabanlıktır. Stirner ile bir toplum inşa edilemez (zaten böyle bir istemi olduğu söylenemez), Sartre ile inşa edilebilen bir toplum ise ancak ikiyüzlü olacaktır, her toplum gibi. Diğer taraftan Stirner’in önemi düşünce sistemlerine dair tutarlı analizleri ve bireye bireysel değişimlere dair sunduğu alternatiflerdir. Özgürlüğü sorgularken bireyin önemini öne çıkarır: “Peki, nelerden kurtulup özgürleşeceğiz? Herşeyden. Demek ki: bütün perdeleri kaldırılacak, bütün kabukları – kırılacak çekirdek Ben’im.” […] Ama bizzat bu Ben’e özgürlüğün sunacak hiçbir şeyi yoktur.” Felsefe tarihinde özgürlük sorusunu bu şekilde sorgulayan bir filozofa Stirner dışında pek rastlanmaz: “Ben özgür olduktan sonra ne olması gerektiğine dair özgürlüğün söyleyecek sözü yoktur, tıpkı hükümetlerimizin tutukluyu, cezasının bitiminde serbest bırakıp kimsesizliğe terk etmeleri gibi.”[7] Birey gerçekten Herşeyden özgürleşmek mi ister? Yoksa daha çok Herşeyi elde mi etmek ister? Bireyin elde etmek istedikleri var, kurtulmak istedikleri var. Burada önemli olan bireyin Kendi-olarak kendi ilgi ve çıkarları için karar vermesidir.
Roquentin henüz us’la boğuşmaktadır. Bir taraftan özgürleşmek (arınmak) ister, diğer taraftan kendi yalınlığına pratik bir ifade verebilecek durumda (olanaklık/erk) değildir. Varoluşun ve toplumsalın yoğunluğuyla baş başadır. Bu yoğunluktan çıkabilmesi için “Kendine dönmesi” gerekir ki özgürleşebilsin.
3) Egoistlerin Birlikteliği ve Toplumsal
Roquentin silkeleniyor, Kendine geri dönmeye çalışıyor, ancak buradalıktan haz almıyor. Onu çevreleyen gündelik yaşam, sahi olmamalık fazla geliyor ona, altından çıkamıyor o devasa gücün. Yakalandığı melankoli hastalığı bireysel dirilişine engel oluyor. Sartre, protagonistine bir çözüm sun(a)mamaktadır. Roquentin, melankoli adında bir çıkmaz sokaktadır, bir şeytan çemberine hapsolmuştur. Sartre, protagonistini orada bırakır. Daha sonraki eserlerinde ama melankoliden uzak, hatta ihtiras gibi afektler bile içermeyen bir toplumsallık sunar. Adı: Sosyalizm.
Sartre’ın sosyalizmi doğal olarak Ben’lerin ilgisinden uzak töresel bir toplum için düşünülmüş bir kuramdır. Toplumsal düzenle birlikte Herşeyin absürtlüğünü “Bulantı”da tutarlı bir şekilde gün ışığına çıkaran Sartre, daha sonraki eserlerinde (Varoluşçuluk bir Hümanizm midir? / Varlık ve Hiç) insansal özü Marksist bir toplumda yaşayacak olan töresel İnsan olarak adlandıracaktır. Varolanın, adsızın özgür edimi yeni bir toplum düzeninin hizmetçiliğine indirgenecektir.
“Varoluş” “yeni” adlar ve “yeni” unvanlarla şekillenecektir: “Hümanist”, “Sosyalist”, “Marksist” vb. Bundan böyle insanlığın tek kurtarıcısı komünizm olacaktır. Bir toplumsallık üzerinden birey “İnsan olabiliyor” ancak. Sartre bir ideal insan imgesini takip ediyor, bu şekilde ifade etmese de. Neticede sosyalizm gibi bir sistem bireyin bireysel keyfiliğini önemsemeyeceği gibi, baskılayacaktır. Bu durumda İnsan erekleştirilerek bir ödev, bir ideal, bir meslek haline getirilir. Şu anki benliği köpük ve gölgeden oluşmaktadır. Kant’ın “İnsan eğitilmesi gereken tek canlıdır”[8] tümcesi Sartre felsefesinin temel taşlarından birini oluşturur. Böylece çoğunlukça belirlenen bir genel oydaşma, bir kategorik buyruk Sartre hümanizmini belirlemiş olur.
Stirner’in buradalığı tiksinti değil, haz yönelimlidir. Parolası: Buradayım ve haz alıyorum. Tıpkı bir bitki gibi kendi iç dinamiğime göre nefes alıyorum.
Stirner kendini hedeflemez, kendini başlangıç noktası yapar. Ve toplumsala alternatif olarak “Egoistlerin Birlikteliği”ni sunar. Genel toplumsal düzene alternatif olarak bu birliktelikle gücünü büyüterek kendi ilgilerini yaşamak ister; “Egoistlerin Birlikteliği” bir kuram olmamakla birlikte, bir tür geçici, yani gerekli olduğu sürece yaşayan bir projedir. Amacı kendine hizmet etmektir, töresel ya da başka bir kuruma değil. Her birliktelik katılımcısı yalnızca kendi ilgisine yöneliktir, hiçbir görevi yoktur; ilgisi bittiği an onu o birliktelikte hiçbir şey tutamaz. Ve bu projenin içeriğini ancak katılımcıları belirler. “Egoistlerin Birlikteliği” bireylerin kendi güçlerini daha da keskinleştirebilecekleri bir güçtür. Toplulukta birey egoisttir, toplumda insansal. Topluluğa karşı borcu yoktur, topluma her şeyini borçludur, çünkü genel bir yasaya karşı sorumludur.
“Egoistlerin Birlikteliği”ni bir partiye benzetebiliriz. Her katılımcı kendi ilgisi doğrultusunda oradadır. Bir partide ise her katılımcı çeşitli görevlerle yükümlüdür. İlkinde birey gönüllüdür, ikincisinde zorunludur. Birinde yaşamdan zevk alır, diğerinde değer yargılarla, ödevlerle, ideallerle çevrilidir, ilkinde yaşam enerjisini tüketir, ikincisinde tüketilir. Toplum bireylerin sırtından yaşar. Sartre’ın toplumunda Stirner bir Kendi-olarak barınamaz.
Topluluk bir araçtır, toplumsa bir amaç. Toplulukta birey bir Kendi-olandır, toplumda yalnızca bir üyedir. Ve sadece üyelik haklarından yararlanır. Aynı zamanda üyelik ödevleriyle yükümlüdür. Pedagoji, klasik adıyla terbiye, toplumun bileşenlerinden biridir. Toplum bireye sınırlar koyar, toplulukta bireyin çıkış noktası ve yargıcı kendisidir. Çıkarları doğrultusunda bir iletişim kurabilir ya da iletişimi bozabilir. Kimseden bir şey talep etmez, kimseye karşı yükümlülük taşımaz.
“Bulantı”da her şey rastlantısal ve absürttü, şimdiyse sosyalizm gibi bir sistem Sartre’da bir anlam kazanıyor. Toplum Sartre’ı mutlu kılar, Stirner’i tiksindirir.
4) Buradalık ve Haz
“İşte o zaman bulantı beni yakaladı; banketin üzerine yığıldım.[…] Kusmak geliyordu içimden.”
-Sartre-
Stirner’in buradalığı tiksinti değil, haz yönelimlidir. Parolası: Buradayım ve haz alıyorum. Tıpkı bir bitki gibi kendi iç dinamiğime göre nefes alıyorum. Stirner’in varoluşu varoluşçuluk değildir, çeşitli giysilerle sahneye çıksa da, hiçbir giysi kutsanmadan yerini bir sonrakine bırakır.
“Varoluşçuluk bir Hümanizm mi dir?” adlı eserinde Sartre, Dostojevski’nin “Tanrı yoksa, her şey mübahtır” tümcesini örnekleyerek, ateist varoluşçuların insanı şu an bir “taslak” olarak algıladıklarını ve yukarıda saydığım bileşenlerle bu “taslağı” Tanrı’dan ve dinsel öğretilerden bağımsız olarak şekillendirdiklerini ileri sürer. Çünkü Tanrı’nın olmayışı bir ateist için hiçbir şeyi mübah kılmaz. Buraya kadar sorun yok.
Sartre’ın ateizmi Feuerbach’ın İnsan kavramını anımsatır. Feuerbach’ın ateizmi, Hıristiyanlık öğretisine göre Herşeyin ölçütü olan Tanrı’nın yerine İnsan’ı temel alır.
Sartre’ın “taslak” kavramı ve ateizmi konumuz gereği önemlidir. “Taslak insan”, kendini daima yenileyendir; bu bir bakıma Stirner’in Biricik’iğle örtüşür, çünkü Biricik de kendini daima yeniler. Ve bu yenileme Biricik’in gündelik şekilleridir. Biricik kendini amaçlamaz, kendini tüketir, her an neyse odur. Ancak Biricik bir taslak değildir, Biricik doğası gereği zaten bir bütündür, gündelik şekillenmeleri onun gelişimindeki geçici adlarıdır. Ve bu adlar onun ilgisine göre değişir, sabit değildir. Çünkü her sabit düşünce ve edim bir fixe Idee’dir. Stirner’in bir sosyalist olma çabası yoktur, vicdanlı bir insan olma eğilimi olmadığı gibi.
Sartre’ın ateizmi Feuerbach’ın İnsan kavramını anımsatır. Feuerbach’ın ateizmi, Hıristiyanlık öğretisine göre Herşeyin ölçütü olan Tanrı’nın yerine İnsan’ı temel alır. İnsan’dır artık Herşeyin ölçütü. Feuerbach, Tanrı’yı yok sayarken, onun yerine İnsanı getirir, bununla İnsanı yüceleştirir. Bu nedenle Stirner Feuerbach ve döneminin öteki ateist filozoflarına hitaben “ateistlerimiz dindar insanlardır. […] En azgın ateist, en inançlı Hristiyan’dan daha az dindar değildir”[9] der. Sonuç olarak sadece adlar değişti: Tanrı’nın yerini İnsan aldı. Sartre’ın ateizmi de aynı eleştiriye layıktır. Nedir Sartre’ın ateizmi? Var olan bütün Hıristiyan değerleri devralmak. Vicdan, pedagoji, sevgi, aile, toplumsal sorumluluk kısacası sosyolojik tüm değerler devam ettirilir. Değişen nedir? Gökten indirilen Tanrı’ya vicdanda yer verilir, tam olarak: Tanrı’nın bizzat kendisine dönüşür vicdan. Ateist vicdan: Hümanizm. Sartre ile birlikte tüm varoluşçular bu toplumsal bileşenler üzerine kuramlarını yapılandırırlar. Dolayısıyla Stirner’in ateizm eleştirisi güncelliğini en yüksek düzeyde korumaktadır.
“Varoluş, özden önce gelir tümcesi” bu aşamadan sonra tersini dile getiriyor. Ateistin vardığı yer yalın varoluş değil, öz’leşen nominadır: Sosyalizm vb. Yalın varoluş varoluşçuluğa dönüşürken beraberinde yeni tanrılar doğuruyor. Bu durumda haz Kendi-olanın kendi hazzı değil, bir nominanın hazzıdır.
Kitabının “İlişkilerim” bölümünde dünyayla ilişkisini şöyle ifade eder Stirner: “Benim dünyayla ilişkim onun tadını çıkarmak ve onu böylelikle kendi öz-hazzım için kullanmaktır. İlişki, dünya-hazzıdır ve benim – öz-hazzıma aittir.” Ve bu haz Ben ile Öteki arasında bir tahakküm ilişkisine neden olmaz: “Ne Sen benden yüce varlıksın ne de Ben senden.”[10]
Elbette Stirner tiksinme duygusunu tattı, elbette varoluşsallık ve toplumsallık karşısında Roquentin gibi aynı ikilemleri yaşadı, ancak “Biricik ve Mülkiyeti” tüm bu ikilemleri aşan ve hazzını yeniden keşfeden bir Biricik’in dünyasıdır.
Bir yetkinlik olarak us “Bulantı”da parçalanır. Roquentin, kendi seçimi olan izolasyonda acının uç noktasında yaşar. Üstbenden neredeyse tamamen kurtulacakken tiksintinin dalgalarına kapılır. Tiksinti ona kendini bulma yollarını gösterir, aynı zamanda ama onu izolasyona iter. Protagonist sarsıntı yaşar, Meselesini Hiç’e bırakmak üzereyken. Neticede, içselleştirilen üstbenini dışlarken, kendi Ben’ini de dışlar. “Tiksinti” (bulantı) budur.
Sartre daha sonraki eserlerinde Roquentin’ı “Bulantı”nın kasvetinden kurtarır. Ne var ki Kendi-olan bir Biricik olarak yeniden yaratabileceğine, nominalarla taçlandırır onu. Sonuç: Roquentin nominaların mekânı olan üstbenini geri alır. Ancak onun yerine Ben’ini sonsuza dek kaybeder. Sartre’ın yalınlığı, otantik düşüncesi hayaletlere karışır ve Stirner gülümser.
[1] Jean-Paul Sartre: Drei Essays, Ullstein, 1989, s. 32. (Metin boyunca ad verilmediği sürece çeviriler bana aittir.)
[2] Max Stirner: Biricik ve Mülkiyeti, Norgunk, s. 309 ve 320.
[3] Stirner, a.g.e, s. 195-196.
[4] Sartre, a.g.e, s. 16.
[5] Sartre, a.g.e, s. 32.
[6] Fritz Mauthner: Der Atheismus und seine Geschichte im Abendlande. Viertes Buch. Georg Olms Hildesheim, 1963. s. 210.
[7] Stirner, a.g.e, s. 149.
[8] Immanuel Kant: Der Denker und Erzieher, Deutsche Buchgemeinschaft, Berlin 1961, s. 346.
[9] Stirner, a.g.e, s. 167, 40
[10] Stirner, a.g.e, s. 41.
http://projektmaxstirner.de/maxpaul.html?fbclid=IwAR3alLjnHhYDNQeOApj6hZzSYl4Xbcxl1SQDkpdDLnW-TBr13GgKZuykjQg
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.01.28 19:47 guvncnyldz Çıkış Yok

Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
Sesin geldiği yöne dikti gözlerini ve endişeyle beklemeye başladı. Kısa bir süre sonra bağrışların kaynağı görünür olmuştu. Silüet gitgide belirginleşmiş, en sonunda tanıdık bir simaya dönüşmüştü. Tünelleri araştırmak için içeri girdikleri arkeoloji ekibindeki kazı elamanlarından biriydi bu. Ekipmansız ve kasksız bir şekilde var gücüyle koşuyordu. Tünelin girişinden dışarı nefes nefese attı kendini. Kireç taşından duvarlarla çevrilmiş, tepesindeki yarıklardan sızan ışıkla aydınlanan mağara odasının tam ortasında durup soluklanmaya başladı. Başka biriyle karşılaşmış olmak onu rahatlatmış gibi görünüyordu. Kesik kesik ama aceleyle konuşmaya girişti.
"Şükürler olsun buradasınız hocam... Ekibin geri kalanı... Onlar nerede bilmiyorum..." dedi ağzının etrafına saçılan salyalarını sildi. "Bayılmış olmalıyım, hatırlamıyorum... Onu duydum... Eşyalarımın yanındaydı... Işık saçıyordu ve sonra... Sonra söndü... Ve tekrar" dedi soluk soluğa. Nefes alışverişi, konuştukça daha da hızlanıyor, daha da düzensizleşiyordu.
"Ne diyorsun, ne ışığı? Eşyaların nerede?"
"Hocam... Koştum..." dedi. Vücudu terlemeye ve tir tir titremeye başlamıştı. "Ne oluyor anlamıyorum... Sadece koşuyorum..." derken göz bebekleri yuvalarına doğru kaybolup geri geliyordu. Korkudan bir çeşit kriz geçiriyor olmalıydı. "Çıkış yok! Bu tüneller lanetli" dedi ve bir anda yere yığıldı. Birkaç kez çırpındı, biraz daha titredi ve sessizliğe gömüldü.
Arkeolog ne yapacağını bilemeden öylece kalakalmıştı. Bir yanı bu tahlisiz adamı alıp dışarı çıkartmak, onu bir doktora ulaştırmak istiyor; bir yanıysa daha derinlere inmek, belki bir daha karşılaşamayacağı bu buluşu keşfetmek için can atıyordu. Bu adam ne görmüştü de bu kadar korkmuştu? Mağara, uçsuz bucaksız tüneller, bu odalar ne tür gizemler saklıyordu? Çıkış yok ne demekti? Çok geçmeden kararını vermiş, bilim insanı tarafına yenik düşmüştü. Elinde tuttuğu, nerede bulduğunu ve ne zamandır sahip olduğunu hatırlayamadığı el fenerinin ışığını bilinmeze, tünelin girişine doğrulttu. Fenerin pili biraz önce olduğundan daha az gibiydi. Yine de yol yeterince görünür olmuştu. Derin bir nefes aldı ve insanoğluna ait en derin dürtülere; meraka, korkuya, ölüme ve yaşama doğru yürümeye başladı...
Bir süre sonra fenerin yaydığından başka hiç ışık kalmamıştı tünelde. Geldiği oda artık gözükmüyordu. Sarkıtlardan zemine damlayan ve her seferinde, ilk kezmiş gibi, arkeoloğun yüreğini hoplatan suyun sesinden başka ses duyulmuyordu. Rutubet kokusu o kadar güçlüydü ki duvarlardaki ıslanmış kirecin yapış yapış tadı duyumsanabiliyordu. Tüm reflekslerini ve duyularını hala canlı tutabilmesine olanak sağlayan korku hissine alışmıştı artık. Sona ulaşmaya karşı olan kaygısı yerini, kendisinden daha güçlü olan arzuya ve heyecana bırakmıştı. Adımlarını bu niyetle hızlandırmaya ve hayatının keşfine daha süratle ilerlemeye başlamıştı ki zaten fazlasıyla cılızlaşmış olan ışık, biten enerjisinin son çırpınışlarıyla aniden açılıp kapanmaya başladı. Tünel zifiri karanlıkla dolup taşıyor, hemen ardından fenerin ışığıyla nahifçe aydınlanıyordu. Hiç sırası değildi şimdi. Sönmek üzere olan alete birkaç kez vurdu. Bir yandan da beynine hücum eden sayısız kötü senaryo ile boğuşuyordu. Sonu gelmişti işte. Yitip gitmenin nefesini ensesinde hissedince insan, yaşamak ne de çekici ne de güzel geliyordu. Oysa şimdi çaresizdi. Işık birazdan kapanacak ve bu uçsuz bucaksız tünellerde ölüme kavuşana dek yalnız kalacaktı. Halbuki keşfini yapmayı, geri dönmeyi ve kazı elemanını da alıp çıkmayı umuyordu. Şimdiyse bu umut ona gülünç ve çocukça bir kahramanlık hikayesi gibi geliyordu. Bir kez daha çelimsiz ışığını yaydı fener. O anda hayat, yerdeki bir başka fenerin camındaki anlık parlamayla göz kırptı arkeoloğa. Başından aşağı sıcacık su dökülmüş de, buzları birden çözülmüş gibi hızlıca tutundu bu son ümidine. Yanındaki kasktan da anladığı üzere kazı elemanını kaçarken düşürdüğü fener olmalıydı bu. Böylece uzun zamandır aklına gelmeyen bir soruyu da hatırlamış oldu. O işçi neyden kaçıyordu?
Bu sorunun cevabının, tünellerin altında yatan gizem ve belki de tehlike ile birlikte er ya da geç açığa çıkacağının farkındaydı. Yine de bu kadar hazırlıksız yakalanmayı beklemiyordu. Tüm ümitleri yıkılmış, ardından tekrar canlanmışken; yerdeki feneri aldığı ve gardını tamamen indirdiği sırada, bir süredir geldiği yönde duran ve onu izleyen bir çift gözün varlığı doğmuştu içine. Nefesini güçlükle de olsa duyabiliyor, tüneli dolduran sıcaklığını hissedebiliyordu. Avcının, avını yakalamadan hemen önceki, o herkesin birbirini fark ettiği ama kimsenin hamle yapmadığı an yaşanıyordu. Tüm bu gergin bekleyiş, eski fenerin soluk ışığının aniden sönmesiyle bir anda hayatta kalma savaşına dönüştü. Arkeolog tüm gücüyle ve yeni fenerinin rehberliğiyle koşmaya başladı. Bu sırada arkasından korkunç çığlıkları ve inlemeleri duyulan varlığın sesinin gitgide azalmasından ondan daha süratli olduğunu kestirebiliyordu. Koşarak yol ayrımlarını geçiyor, mağaranın sürekli daha derinlerine iniyordu. O kadar hızlıydı ki bir dönemece geldiğini son anda fark edebildi. Kanında dolaşan adrenalinin de etkisiyle olacak, sert bir manevrayla duvara çarpmadan dönmeyi başardı.
Epey aydınlık bir odanın orta yerine çıkıvermişti. O kadar koşmanın yorgunluğunu hissetmiyordu. Dinlenmeye ihtiyacı yoktu. Neyden kaçtığını zaten bilmiyordu. Şaşkınlıkla etrafına bakındığında fark etti: Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
submitted by guvncnyldz to u/guvncnyldz [link] [comments]


2020.01.23 14:32 yigitcevre Bahçe Bakımı

Bahçe Bakımı
Bahar aylarının gelmesi ile birlikte bahçe sahiplerinin ilk akıllarına takılan konu bahçe bakımı ve düzenlemesi olur. Her bir bahçe baharla birlikte şenlenmek, renklenmek, çiçeklendirilmek ister. Baharın en güzel habercisi olan bitkiler ve çiçekler kıştan kalma yorgunluklarını ve solgunluklarını atmak için iyi bir bakıma ihtiyaç duyarlar. Soğuk ve sert geçen kış aylarında basılan toprağın havalandırılması, çimlerin canlanması ve ağaçların budanması gerekir. Havalanan toprak bitki köklerindeki gelişmeyi hızlandırır ve harekete geçirir. Bu sayede yenilenen çimleriniz yeniden eski yeşil görüntüsüne kavuşur. Budamasını yaptığınız ağaçlarınız da yeni filizlenmelerle çiçekler açıp size taze bahar kokusunu getirir. Tomurcuklanan dallarınızda çiçeklerin açmasını sağlamak, kıştan kalan yorgunluğu topraklarınızdan atmak ve tekrar nefes almasını sağlamak için birkaç püf noktasına ihtiyacınız vardır. Kıştan kalan bahçeleri yeniden eski canlı haline döndürmek için yapmanız gereken işlemler şu şekildedir;
  • Yabani Ot Temizliği: Rüzgarla ve soğuklarla birlikte bahçelerde pek çok bilinmeyen maddelere, çöplere, yabani ot ve bitkilere rastlanır. İyi bir bahçe için ilk olarak alan yabani otlardan arındırılmalıdır. Yabani otlar özel yabani ot temizleme aletleri ile yapılacağı gibi elle de yapılabilir. Ancak dikkat edilmelidir ki, çıplak elle yapılacak temizlik sizlere zarar verebilir. Bu nedenle bahçe eldiveni yardımı ile bahçelerinizi yabancı maddelerden ve yabani otlardan arındırmalısınız.
  • Ağaç Budama: Çit budama makinesi ya da ağaç budama makinesi ile ağaçlarınızda gördüğünüz ufak tefek kusurları budayabilirsiniz. Daha şekilli ve derli toplu bir görünüm kazandırmak için ağaç budama bahçe bakımı işlemlerinde önemli bir yerdedir.
  • Çit Bakımı: Bahçeleriniz bir çit ile çevirili ise bu çitler zamanla yıpranmalara, soyulmalara ve kötü görüntülere sebebiyet verebiliyor. Bunun için de çit makası ile çitlerinizi düzenleyebilir, tahtadan ya da farklı bir maddeden ise boyama, bakım çalışmaları yapılabilir.
  • Toprağın Havalandırılması: Toprak havalandırması bahçe bakımı işlemlerinde en önemli noktalardan biridir. Hem üzerindeki ağaçların hem de çiçek ve bitkilerin bahara güzel hazırlanmasında etkin rol oynayan işlem toprak havalandırması olacaktır. Bu nedenle bahçe çürümüş yapraklardan, yabani otlardan, budama işlemlerinden ve diğer çeşitli maddelerden arındırıldığında toprak havalandırılmalıdır.

Bahçe Bakımı Ücretsiz Keşif Talebi

Bahçe bakımı kolay gibi görünen ancak zahmetli ve tecrübe isteyen bir iştir. Bahçelerinizde bilmediğiniz gelişmeler olabilir ve ne şekilde başa çıkacağınızı bilemeyebilirsiniz. Bu nedenle de yanlış ilaç kullanımı ya da hatalı bir işlem sonucunda bahçelerinizde daha büyük hasarlara sebebiyet verebilirsiniz. İyi bir bahçeye sahip olmayı herkes ister bu yüzden de işinin ehli bahçıvanlardan destek almak gerekir. Bahçeleriniz hakkında bilgi sahibi olmak, yapılacak işlemler hakkında sorular sormak için alanında uzman bahçıvanlarımızdan ve peyzaj mimarlarımızdan destek alabilirsiniz. Güzel bir bahçe ve bahçe bakımı için Yiğit Çevre Mühendisliği ‘nden ücretsiz keşif talebinde bulunabilirsiniz.
Adınız Soyadınız (gerekli)
İletişim Numaranız (gerekli)
E-posta adresiniz (gerekli)
Konu
İletiniz
📷
https://preview.redd.it/9d16b72e6jc41.png?width=661&format=png&auto=webp&s=5e64e849f216e94b220fac5783fcfc6b0ee6f5ec
submitted by yigitcevre to u/yigitcevre [link] [comments]


2019.09.18 15:39 grafik-tasarim İgos Cihazlarını Deneyin Hayat Standardınızı Artırın!

İgos Cihazlarını Deneyin Hayat Standardınızı Artırın!
https://preview.redd.it/4i779giwvcn31.jpg?width=870&format=pjpg&auto=webp&s=c70c4380a43e8c3334bbd0c1eea070f44848e3b2
Günde kaç paket sigara içiyorsunuz? İçtiğiniz her sigara dişlerinize ve ciğerlerinize zarar verir. Ama İgos cihazları, sigara özelliklerinden sadece nikotini barındırdığı için dişlerinizde ve cildinizde bozulmamalar yapmaz. Ciğerlerinize sigaradaki kadar zarar vermez ve üzerinize kötü sigara kokusu bırakmaz. Buharla tütün nikotini özelliği taşıyan igos cihaz modelleri, kullanışı kolay ve hayat standardınızı artıracak özelliklere sahiptir. Sigara kullandığınız zaman hem ikinci sınıf vatandaş olarak sınıflandırır, hem de üzerinize sinen sigara kokusuyla hem kendinizi kötü hisseder hem de çevrenize zarar verirsiniz. İgos cihazları sayesinde artık sigaranın zararlarından ve uçuk paralarından kurtulun.
Kullanışlı ve Kötü Koku Bırakmayan İgos34
İgos cihazları buhar yöntemiyle çalıştığı için duman yapmaz ve çevrenizi ya da sizi dumana boğmaz. Ciğerlerinize duman yerine buhar çekmeyi denediniz mi? Hem sigaranın kötü kokusundan hem de vücudunuza giren zifirden kurtulacağınız igos cihazlarını kullanarak, sizde igos heets çeşitleriyle tanışın. Sigaradan değil, zararlarından kurtulun.
İgos Cihazlarında Son Modeller
İgos sipariş ver butonuna bastığınız andan itibaren sizinle birlikte olacak, sigaranın etkilerinden kurtulmanızı sağlayacak. Günlük hayattaki nefes nefese kalma etkilerinden kurtularak, full set ve orijinal kutusuyla size teslim edilecektir. Beyaz, siyah ve diğer renk seçenekleriyle son derece kullanışlı ve son teknoloji. İstanbul igos34 şubelerinde Avrupa ve Dünyanın kullandığı son modellerle siz de tanışın!
submitted by grafik-tasarim to u/grafik-tasarim [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]